Perşembe, Mayıs 7, 2026
  • Giriş
Haber Kuzey
Advertisement
  • Anasayfa
  • Kıbrıs
  • Türkiye
  • Yaşam
  • Dünya
  • Spor
Sonuç yok
Tüm sonuçları göster
  • Anasayfa
  • Kıbrıs
  • Türkiye
  • Yaşam
  • Dünya
  • Spor
Sonuç yok
Tüm sonuçları göster
Haber Kuzey
Sonuç yok
Tüm sonuçları göster

Hülya Koçyiğit: Yeşilçam samimiydi, filtresizdi

haberkuzey haberkuzey
Mayıs 7, 2026
içinde Kıbrıs
0
Hülya Koçyiğit: Yeşilçam samimiydi, filtresizdi

Yeşilçam’ın yaşayan efsanesi Hülya Koçyiğit, Yeşilçam’ın ruhunu, günümüzün sinema sektörüne bakış açısını ve artık neden sinema filmlerinde yer almadığını Kıbrıs’a anlattı.

Elif ŞEN ÇATAL

Unutulmaz Yeşilçam filmlerinin başrol oyuncusu… Filmlerde oynadığı her karakterde topluma da bir şeyler katma sorumluluğu hisseden bir isim Hülya Koçyiğit. Sadece güzelliği değil, gösterdiği tevazu, nezaketi, zarafetiyle de kendine hayran bırakıyor. Bakışlarındaki şefkat insanı sarıp sarmalarken, sesindeki huzur ise bir anda Yeşilçam’ın o renkli dünyasına götürüyor insanı. Yıllar geçiyor, nesiller değişiyor, sinema sektörü belki de dijital dünyayla yarışamayacak noktaya taşınıyor. Ama O’nun kalbimizdeki yeri ve bıraktığı izleri hiç silinmiyor. Değişen nesiller, Yeşilçam filmlerinin güzelliklerini izleyerek anlıyor geçmişin güzelliklerini, eskiler için ise gençlik yılları, unutulmaz anılar, filmlerle birlikte gülünüp filmlerle birlikte ağlanan o şahane günlere yolculuk anlamına geliyor. Hülya Koçyiğit, 15 yaşında başladığı sinema serüveninde sadece romantik aşk filmlerinin değil, toplumsal olayların yer aldığı bir çok başyapıtla da adını duyuran önemli bir sanatçı.

Ünlü olmak adına birçok değerin yok sayıldığı günümüzde, asıl başarının işini iyi yaparken toplumsal değerlere sahip çıkmak hatta ödün vermemek olduğunu bir kez daha gösteriyor her defasında Hülya Koçyiğit…

Girne Amerikan Üniversitesi bünyesinde sevenleriyle buluşan Hülya Koçyiğit, Kıbrıs’a özel açıklamalarda bulundu.

Söyleşide öne çıkan satır başları şöyle:

“Yapaylığın farkındayız”

-Nesiller değişiyor, teknoloji gelişiyor, sinema sektörü çok farklı bir boyuta taşınıyor. Ama sizler, hep aynı sevgi ve heyecanla izleniyorsunuz. Bu sevgi yeni nesiller için de geçerli. Yeşilçam’daki bu tılsımı nasıl yorumlarsınız?

“Tam da üstüne el bastın. Bir tılsım, bir büyü bir ruh, bir samimiyet, bir gerçek… Dürüstlük, olduğu gibi… Her hangi bir fitrenin arkasına gizlenmeden o samimiyeti bize hissettiriyor olması.

-Sahici…

“Evet! Çok sahici…”

– Sizin rol aldığınız filmlerde kadın figürlerine baktığımız zaman tam da toplumun içinden kadınlar. Güçlü kadın var, Anadolu kadını var. Filmlerinizde öne çıkan toplumun içinden karakterleri izliyoruz. Günümüz sinema sektöründe kadınların yer alış şeklini nasıl değerlendiriyorsunuz? Kadınların sesi daha mı fazla çıkıyor, kadınlar daha mı güçlü yoksa sadece kamera önünde oynanan bir oyuna mı döndü kadın figürü?

“(Gülüyor) Öyle güzel tespitleriniz var ki hep beraber yaşıyoruz, hep beraber görüyoruz. Hep beraber yapaylığın farkındayız. Evet, çok şık, çok havalı, çok güzel kadınlar var. Ama hiç biri bir meslek sahibi değil, hiç biri bir emekçi değil, nasıl ayakta duruyorlar belli değil. Sanki  ailenin ya da erkeğin gücüyle varolan kadınları görüyoruz. Özellikle televizyon dizilerinde. Böyle bir eksikliğin hissedilmesi doğru. Hayatı anlatan, yaşamdan söz eden hikayeler seyredeceksek kendi yaşamımızla bir bağlantı kurmak istiyoruz. “Ben çalışıyorum, emek veriyorum, hak ettiğimi alıyorum. Bazen hak ettiğimi alamıyorum onun için mücadele veriyorum. Sivil toplum örgütleri olmalı.”diyorum. “Kadın hakları var. Kadınların aile içinde hakları var.” Diyorum. Bütün bu söylenenler hakkında ışık açacak, bu düşünceleri aydınlatacak hikayeler seyretmek istiyorum ama daha farklı şeyler seyrediyoruz.

   – Aslında bu hem kamera önünde hem de dijitalleşen dünyada sosyal medya üzerinden de aynı algı yaratılıyor. Farklı hayatlar ya da hayatların farklı yönlerinin lanse edilmesini izliyoruz.

“Evet evet! Daha parlak, daha kolay, daha cazip gösterilmeye çalışılan. Dediğim gibi o emeksiz kazanılmış servetlerin içinde yaşayan insanları görüyoruz. Ve bir bakıyoruz ki herkes eline bir silah alıyor ve kendi adaletini kendi sağlıyor. Bu demek oluyor ki bu ülkede ve dünyada adalet yoktur; intikamını kendin alırsan adalet yerini bulur.  Özellikle gençler bunları izledikçe özeniyor.  Bize, elinde tabancayla gezen, şiddet olaylarının içinde yer alan karakter kahraman olarak sunulduğu için izleyen; “Ben de öyle kahraman olmak istiyorum.” diyor. Sonrasında da sosyal yaşamın içinde hiç de arzu etmediğimiz şeylerle karşılaşıyoruz. Burada sadece sinemanın ya da dizlerin etkisi yok. Etki eden birçok unsur var. Özellikle sosyal medya… Ama her zaman söylüyorum balık baştan kokar. Önce aile…İlk eğitimi, ilk görgüyü aileden alıyoruz. Çocuk, görerek öğreniyor. Çocuğa “Kitap oku.” dediğinizde kısa süre sonra sıkılıyor. Ama annenin kitap okuduğunu gören çocuk bunu öğreniyor. Madem görerek öğreniyoruz, filmlerimizi de aynı sorumlulukla yapmalıyız.

“Geçmişi özlüyorum”

   – Biraz geçmişe özlem mi sezinliyorum söylediklerinizden?

“Ben, böyle karşılaşıyorum. Yani geçmişin terbiyesi, paylaşımı, insanların birbirlerine hitabı, saygısı, sevgisini gösteriş biçimi, birlikte olmaktan duydukları hazlar… Bunları günümüzde pek fazla göremiyoruz. Gördükçe geçmişi özlüyoruz…”

-Bu özlemi duyarken biz, aslında sanatçı kavramını da açmak istiyorum. Yeşilçam dönemine döndüğümüz zaman sanatçıların, hanımefendi, beyefendi karakterlerini de görüyoruz. Aynı zamanda sanatçının izleyicisine, izleyicinin de sanatçıya çok büyük saygısı vardı. Günümüze baktığımızda görünür olmanın getirdiği bir ün var ama ün, sanatı getirmiyor. Sizce bu kavram karmaşasında sanatçı olmakla ünlü olmayı nasıl değerlendirirsiniz?

“Cevap sorunun içinde zaten. Günümüzde popüler kişi olmak kolay. Herkes sizinle ilgileniyor, herkes size ulaşmaya çalışıyor. Bu yaşayan insan için çok güzel bir duygu. Ama sanat ayrı bir şey, sanatçı ayrı bir şey, ünlü olmak çok ayrı bir şey…Bu iletişim çağında her alanda her an ünlü olabilirsiniz; ancak sanat demek,  sanatçı demek farklı bir yaratıyı zorlamak demek. Yaptığın işin farklı tarafını da arayıp, kurcalayıp bulup halkla buluşturmak demek. Beraberinde bu durum büyük bir sorumluluğu da getiriyor. O sorumluluk, daha sonra yaratacağınız eserlerle ilgili bağladığı gibi yaşam biçiminizi de bağlıyor ve siz de, size gösterilen değerin karşılığını vermek için o değerlere saygılı olmaya başlıyorsunuz. Sizin hedefiniz, halkın değerlerine saygı duyarak üretmeyi ya da yaşamınızı devam ettirmek oluyor. Ünlü olmak ile sanatçı olmanın ne kadar ayrı şeyler olduğunu hepimiz farkında olmalıyız.

-O zaman sinema filmi çekmekle sanat için yapılan filmler de ayrışıyor öyle değil mi?

“Elbette… Sadece film çekilsin de insanlar izlesin başka; sanat için bir eser yaratmak bambaşka.”

-Eskiden uzun çalışma saatleriyle hazırlanan, içinde sanat da olan filmler çekiliyordu ve gişe rekorları yakalanıyordu. Günümüzde gişe kaygısı taşıyan filmler üretiliyor. Sinema sektöründe günümüz koşullarını değerlendirerek neyi değiştirmek isterdiniz?

“Sanatı olduğu yerden daha yüksek bir seviyeye taşımak için yapılmış filmlerin belli bir seyirci kitlesi var. Her yerde her zaman bu böyle. Toplumun tamamının sahipleneceği işler olmayabiliyor ama öyle işler ki onlar; bugün de var yarın da var; 100 sene sonra da olacak. Bugünün insanına da hitap edecek yüz sene sonraki insanlara da hitap edecek çünkü o filmlerde insanın özellikleri yani erdemleri var. Vicdan var, ruh var, insan duyguları var ama namütenahi her türde film çekilebilir ve her türün seyircisi var. Burada da kimseyi eleştiremeyiz.“Bu insanlar da böyle basit şeylerden hoşlanıyor.” diyemeyiz. Onu da seyredecek insanlar. Mesela komedi filmleriyle dramatik ya da tarihi hikayeler. Hepsini seyredecekler. Burada amaç, ne yapıyorsan yap en iyisini yapmaya çalış ve seyirciye değer vererek yapmaya çalış çünkü izleyen, aldıklarıyla oluşacak. Onun da fikir dünyası gelişecek. Sanatın görevi bu; insanı güzelleştirmek…

“Şimdiki dizilerde olmasam da olur”

   – Yeşilçam filmlerinin 100 yıl sonra da izleneceğine inanıyor musunuz?

“İnşallah. (kahkahalar) O zaman özlemle değil de daha doğal olarak seyrederler.”

-Ne oldu da oyunculuğa nokta koydunuz? Kariyerin en üst noktasında mı bırakmak istediniz, bir şeylere mi kırıldınız ya da bir şeyler değişti ve artık “Ben olmamalı mıyım!” mı dediniz?

“Yani hepsi… Şöyle, teklif edilen senaryolar ve halihazırda üretilen dizilerin içinde kendimi çok da fazla… Yani ben olmasam da olur. Benim yerime başkası da olsa olur. Bana teklif edilen rolde isterim ki;“Hülya’dan başkası yapamaz; ancak Hülya’nın yapabileceği bir roldür.” diye gelsin teklif. Hem bu tarz tekliflerle karşılaşmıyorum hem de karşılaştığım senaryolar bana “İlla da ben olmalıyım.” dedirtmiyor.

GAÜ’de sevenleriyle buluştu

Öte yandan, Hülya Koçyiğit, Girne Amerikan Üniversitesinin (GAÜ) davetlisi olarak Uluslararası Spectrum Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Türk sinemasında Hülya Koçyiğit” başlıklı söyleşide sevenleriyle buluştu.

Başbakan Yardımcılığı Turizm, Kültür, Gençlik ve Çevre Bakanlığı, Lapta-Alsancak-Çamlıbel Belediyesi, Bayrak Radyo ve Televizyon Kurumu ile Puzzle Travel’in katkılarıyla düzenlenen söyleşide GAÜ Rektör Yardımcısı ve Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Oya Ertuğruloğlu, GAÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Tülin Bodamyalı, GAÜ Kurucu Rektörü Demokrat Parti Genel Sekreteri, Milletvekili Serhat Akpınar ve Başbakan Yardımcısı, Turizm, Kültür, Gençlik ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu konuştu. Ertuğruloğlu Koçyiğit’in bir kültür elçisi olduğunu ifade ederek, ünlü sanatçı ile bir arada olmaktan mutluluk duyduğunu kaydetti. Koçyiğit’in sanat hayatı boyunca sayısız birçok karaktere can verdiğini ifade eden Ertuğruloğlu, sanatçının aldığı ödüllerle başarısını taçlandırdığını, içtenliği, duruşu ve mütevaziliği ile sevenlerinin gönlünde taht kurduğunu belirtti.

Bodamyalı da nostaljik ve duygusal anlar yaşadığını ifade ederek, GAÜ’nün eğitim hayatına başladığı andan itibaren kültür sanata katkıları ile bir çok ilke imza attığını söyledi. Akpınar ise Koçyiğit’in Türk sinemasının yaşayan hafızası olduğunu belirterek, bir dönemi anlamak için burada olduklarını kaydetti. Yeşilçam’ın toplumun vicdanı, sesi olduğunu ifade eden Akpınar, Koçyiğit’in canlandırdığı karakterlerle insanların yaşamına dokunduğunu, bir ekol olduğunu söyledi. Ataoğlu ise GAÜ’yü kadınlara verdiği değerden ötürü kutladı. Koçyiğit’in KKTC’de yaptığı filmlerle ülkeye verdiği önemi gösterdiğini vurgulayan Ataoğlu, Anavatan Türkiye ile kültür ve sanat alanında işbirliklerinin devam edeceğini kaydetti. Koçyiğit ile farklı etkinliklerde Kuzey Kıbrıs’ta yeniden bir araya gelmeyi arzu etiğini ifade eden Ataoğlu, Koçyiğit’e “iyi ki varsınız.” dedi.

Konuşmaların ardından, Koçyiğit’in geçmişini anlatan video gösterimi sunuldu. Koçyiğit de 60 yılı aşan kariyerinde anılarını sevenleri ile paylaştı. Canlandırdığı güçlü kadın karakterleri ile hafızalarında yer alan Koçyiğit, konuşmasında sanatın aile yapısına etkilerini anlattı, eğitimin önemine vurgu yaptı.

Fotoğraflar/Umut Ekin ŞAHİN

  • Anasayfa
  • Sample Page

Haber Kuzey © 2024

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In
Social Media Auto Publish Powered By : XYZScripts.com
Sonuç yok
Tüm sonuçları göster
  • Anasayfa
  • Kıbrıs
  • Türkiye
  • Yaşam
  • Dünya
  • Spor

Haber Kuzey © 2024