Kıbrıs’ta hayat pahalı deriz de, aslında mesele sadece pahalı olması değil; pahalıyı kimin nasıl hissettiğidir.
Aynı domates, aynı ekmek, aynı elektrik faturası…
Ama aynı hayat mı? İşte orada biraz durup düşünmek gerekir.
Şimdi düşünün…
Markete giriyorsunuz. Raflarda fiyatlar artmış.
Domates kimseye torpil geçmemiş, herkese eşit zamlanmış. Et deseniz, o da “ben zengini ayrı fakiri ayrı tartarım” dememiş.
Bakliyat zaten yıllardır sessiz ama derinden ilerliyor. Yani piyasa gayet demokratik: herkese eşit vuruyor.
Ama maaşlar veya gelir öyle mi?
Asgari ücretli veya düşük maaşlı vatandaşın cebine girenle, üst düzey bir memurun maaşı aynı terazide tartılabilir mi? Teoride “herkese eşit yüzdelikte zam” kulağa hoş geliyor.
Pratikte ise bu, eşitlik gibi görünse de adaletin yanından bile geçmeyebiliyor. Çünkü eşitlik bazen en büyük eşitsizliktir.
Burada sıkça dillendirilen bir soru var:
“Madem herkes aynı domatesi, aynı hıyarı yiyor…
Neden herkese 20’şer bin TL zam yapılmıyor mesela?”
Evet, gerçekten de zengin de fakir de aynı pazardan alışveriş yapıyor.
Domates fiyatı kimseye göre ayarlanmıyor. Ama mesele sadece ne yediğimiz değil, o domatesi alırken cebimizden çıkan paranın bizi ne kadar sarstığıdır.
20 bin TL zam…
Birisi için nefes almak demek.
Diğeri için ise belki fark edilmeyecek eksik bir gonyak masası gibi bir rakam.
Yani aynı domatesi yiyoruz ama aynı şekilde doymuyoruz kısacası.
Bu yüzden “herkese eşit zam” fikri kulağa adil gibi gelse de, aslında hayatın gerçeklerine çarpınca biraz tökezliyor.
Çünkü gelir seviyesi arttıkça, yapılan sabit artışın etkisi azalıyor. Düşük gelirli için can suyu olan bir rakam, yüksek gelirli için sadece küçük bir güncelleme oluyor.
Mesela 7 bin TL zam… Kulağa çok makul geliyor. Herkese verelim, konu kapansın.
Ama biri için bu zam, ayın sonunu görmek demekken; diğeri için belki sadece yakıt deposunun yarısı bile etmiyor. Aynı para, farklı hayatlarda bambaşka anlamlar taşıyor malesef.
Hatta tam da burada “sosyal adalet” dediğimiz o nazlı kavram sahneye çıkıyor. Diyor ki:
“Arkadaş, herkes aynı yükü taşımıyor ki aynı yardımı yapasın.”
Bir ev düşünün…
Üç kişi yaşıyor, üçü de yüksek maaşlı. Ki öyle tanıdığımız onlarca insan var….
Diğer evde ise beş kişi, tek maaş, üstüne kira, okul masrafı, elektrik faturası…
Şimdi bu iki haneye aynı “yüzdelik otanda hayat pahalılığı zammı” vermek, matematiksel olarak doğru olabilir ama vicdani olarak biraz düşündürücü değil mi?
Hatta işi biraz daha ileri götürelim… Trafik cezaları!
Birine 40 bin TL ceza yazıyorsun, adam belki “canım sıkıldı ödeyeyim gitsin” modunda. (Tabii sildirecek torpili yoksa).
Diğerine huzur operasyonu kapsamında aynı ceza geliyor hayatı film şeridi gibi gözünün önünden geçiyor. Evde hanıma ne diyecek? Cezayı nasıl ödeyecek? Ödese ayı nasıl geçirecek? Ödemezse iki katı olacak? Vb…
Demek ki neymiş? Ceza da zam da “eşit” değil, “adil” olmalıymış.
Kıbrıs Türk halkı pratik zekâlıdır.
Çözümü uzakta aramaz.
Aslında mesele karmaşık değil; biz bazen basit olanı zorlaştırmayı seviyoruz.
Aile yapısını, gelir düzeyini, yaşam koşullarını hesaba katan bir sistem…
Hatta evdeki çocuk sayısına göre hayat pahalılığı zammı yapılmalıdır.
İşte gerçek çözüm orada yatıyor.
“Çok alana az, az alana çok” yaklaşımı ilk duyulduğunda bazılarına ters gelebilir.
Ama biraz düşününce, bu sözün içinde ciddi bir hayat tecrübesi saklı.
Çünkü toplum dediğin şey, sadece rakamlardan değil, insanlardan oluşur.
Bir de işin mizahi tarafı var tabii…
Kıbrıs’ta herkes ekonomisttir. Kahvede, berberde, dolmuşta…
Herkesin çözümü hazırdır.
Ama belki de bu kez gerçekten doğru yerden bakıyoruz. Belki de çözüm, düşündüğümüz kadar karmaşık değildir.
Sonuçta mesele şu:
Zam yapmak kolaydır.
Ama adil zam yapmak…
İşte e o biraz emek ister. Emeği, emekçiyi ön plana koyan, garibanın hakkını korumaya adanmış yürekler ister aslında.
Ve bu memlekette en çok ihtiyaç duyduğumuz şey de tam olarak budur:
Biraz daha vicdan, biraz daha denge, biraz da “insanı merkeze koyan” bir anlayış.
Gerisi mi?
Onu zaten Kıbrıslı halleder…
KKTC Usulü Bir Hayat Pahalılığı Hikâyesi yazısı ilk önce Kıbrıs Hakikat üzerinde ortaya çıktı.

