Sürecin başından beri toplumda gerilim yaratan iki temel neden vardı.
Birincisi; hükümetin, hayat pahalılığı ödeneğinin kesilmesine yönelik yasa tasarılarını paydaşlarla istişare etmeden, dayatmacı bir anlayışla Meclis Genel Kurulu’na getirmesi, ardından yasalar görüşülürken, hukuka aykırı şekilde Yasa Gücünde Kararname’ye başvurmasıydı.
İkincisi ve daha önemlisi ise; çalışanlar hak ararken, eylemcilerle polisin karşı karşıya gelmesiyle toplumun kutuplaştırılması ve gerilimin derinleştirilmesiydi.
İlk günden beri hükümete açık bir çağrı yaptık: Diyalog kurun, yasaları komiteye çekin. Bunu defalarca söyledik, ısrarla anlattık.Hem kamuoyuna hem de Meclis kürsüsünde günlerce/gecelerce yaptığımız konuşmalarda aynı gerçeğin altını çizdik: Dayatma ile değil, istişare ile çözüm üretilir; toplumsal uzlaşı yok sayılarak atılan her adım gerilimi daha da büyütür.
Nitekim Sayın Üstel, bizzat yarattıkları gerilimin topluma verdiği zararı geç de olsa kabul ederek Meclis’i önümüzdeki hafta toplamama kararı aldıklarını açıkladı.
Lakin açıklama ciddi sorunlar içeriyor: Hükümet, kendisini Meclis Başkanlığı’nın yerine koyamaz. Yasama ile yürütmenin ayrı olduğu en temel demokratik ilkeyi hiçe sayan bu anlayış kabul edilemez.
Eğer gerçekten gerilimi düşürmek gibi bir niyetleri varsa, bunun yolu üstünden atlamak değil, Meclis’i çalıştırmaktır. Meclis Pazartesi günü açılmalı; söz konusu yasalar komiteye çekilmeli ve gecikmeksizin gerçek bir istişare süreci başlatılmalıdır.
Aksi halde hatalar zincirine bir halka daha eklenmiş olur.
İncirli: “Bu Anlayış Kabul Edilemez” yazısı ilk önce Kıbrıs Hakikat üzerinde ortaya çıktı.
